21 Şubat 2015 Cumartesi

İnsan ölünce neden ağırlaşır?

Hepimiz duymuşuzdur ölü insanların bedeninin daha ağır olduğunu. Hatta bazılarımız bunu bizzat tecrübe etmiştir.
 Ruhun da ağırlığa sahip olduğunu düşünen kimi insanlar ölü bedenlerin daha hafif olduğunu düşünmüşlerdir. Fakat yaptıkları deneylerde canlı bedenle ölü bedenin arasında ciddi ağırlık değişiminin olduğunu görmüşlerdir. Aslında öldükten sonra ruh bedenden çıkıyor. Yani bir hafiflemenin olması gerekmez miydi?
Ünlü düşünür Aristoteles her şeyin bir uygun yerinin olduğunu söyler. Bu şu demektir; beden topraktan yaratılmıştır, toprağı ister. Anasına kavuşmak için  yere baskı yapar. Ruh ise insana  Allah (cc) tarafından üflenmiştir , ilahi bir unsurdur. İlahi kaynaklar ulvi olduğu için fezayı gözler. Dolayısıyla  ruh da semavidir, arzi değildir. Yeryüzü onun fıtratına uygun değildir. Bu yüzden ruh hep semaları gözler. Bedende nasıl yere kavuşma arzusu varsa aynı şekilde ruhta da semaya kavuşma arzusu vardır. Ruh bedende olduğu sürece onu hafifletir. Bedeni de semaya sürüklemeye çalışır. Ne zaman ki ruh bedenden ayrılır, insan  da ölürse beden o hafifliği yitirir.

Tabir caizse Hz İsa gibi su üzerinde yürüyebilmek için fazlasıyla ruha düşkün olmak gerek. Kim ruhuna düşkünse, ruhunu besliyorsa  ruh o kişiyi hafifletir. Hz  İdris gibi bedeniyle beraber göğe yükseltir.

Yazar: Ali Çalıkoğlu

17 Şubat 2015 Salı

Gerçekten çok biliyoruz

Her konuda çok cesurca konuşabiliyor fikir beyanında bulunabiliyoruz. Çoğu eğitimli insan da dahil önümüzde bir konu açılınca konuşmadan duramıyoruz. "Bunun doğrusu şudur, şu yanlıştır, şu kimse yanlış söylüyor" gibi kesin kati cevaplar verebiliyoruz. Nice profosörlerin ve ilim adamlarının fikir beyanında bulunmaktan kaçındığı konularda dahi nokta atışı cevaplar var bizde maşallah. Hatta öyle kahramanlık var ki bizde bazen ilim insanlarını alt ettiğimizi düşünüyoruz. Peki bu gerçekten doğru bir tutum mudur, doğru olan nedir?
Aslında bu konuda kesin cevaplar verirsem ben de onların yaptığını yapmış olur vartaya düşerim . Sadece şunu söyleyebilirim . Ben bir şey biliyorsam o da bir filozofun dediği gibi hiçbir şey bilmediğimdir. Bir fikir beyanında bulunuyorsam bunlar kesin bilgi değildir; sadece şahsi kanâtlerimdir. Kendi dünya görüşümü yansıtırım ancak. Her konuda da konuşacak kadar hiç bir zaman cesur olamam. Bir cevap verilecekse ancak büyük ilim insanlarının cevaplarını tekrarlayabilirim. Cevap kimin fikri ise onu da söylemek boynumun borcudur. O yüzden her mevzuda konuşmak vazifemizmiş gibi hissetmemek gerek. Mevzuda kimin kanâtleri daha sağlıklı ise ona başvurmak onu konuşturmak gerek.

10 Şubat 2015 Salı

Elektronik cihazlarda Kuran okumak için abdest gerekli midir?


   
Günümüzde telefon, tablet, PC gibi bütün cihazlara Kuran yüklenebilmekte ve buradan rahatça Kuran okunabilmektedir. Bu teknolojinin insana sağladığı bir kolaylıktır. Bu gelişme şöyle bir soruyu da akıllara getirmiştir; " Elektronik cihazlardan Kuran okumak için abdeste gerek var mıdır?"

           Vakıa Suresinin 79. ayetinde لَّا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ " Ona ancak temiz olanlar dokunabilir" buyrulmaktadır. İslam âlimleri bu ayete dayanarak Kuran'a dokunmak isteyenlerin hem maddi hem de manevi temizliğe sahip olmalarını şart koşmuşlardır. Tabi burada Kur'an'ın maddi değeriyle beraber hakikatinin değeri de göz önünde bulundurulmalıdır. Evet , Kur'an'ın her bir sayfası ayrı bir değerdedir. Ama onun asıl değeri manasında yani hakikatindedir. Hakikati daha değerli olduğuna göre her daim onu okurken temkinli olunmalı temizliğe riayet edilmelidir. Tablet bilgisayar, telifon gibi cihazlarda Kuran okunurken de hakikati göz önüne alınmalıdır. Eğer abdest sadece mushafa dokunmak için gereklidir dersek bir fitne kapısını açmış oluruz. Elektronik cihazlarda temizliğe riayet etmeden okumalar başlayabilir. Hem bu cihazlar uygulamalarına göre şekil almaktadırlar. Radyo uygulamasını açınca o cihaz artık bir radyo; müzik çalar uygulamasını açınca da bir mp3 player olur. Böylelikle Kuran uygulaması açılınca da bir Kuran-ı Kerim olur. Bu şekilde değerlendirilirse fitneye kapı aralanmaz.

 Temizlik elektronik cihazlarda da gereklidir. Yalnız bu temizlik için mushaftaki gibi kesin bir hükme sahip değiliz.

8 Şubat 2015 Pazar

yürekleri dağlayan beş ağlama

       Tarihimizde ağlamaları ile hatırlanan beş büyük zat vardır. O yürek yakan ağlamaları insanlık alemi unutmamıştır ve unutmayacaktır da. Bu beş insan şunlardır; Hz Adem, Hz Yakub, Hz Yusuf, Hz Fatıma ve Hz Zeynülabidin.
       Hz Adem cennetten çıkarılınca o kadar çok ağladı ki göz yaşları yüzünde iz bıraktı. Hz Yakub oğlu Yusuf için o kadar ağladı ki gözlerini kaybetti. İnsanlar ona helak olmandan korkuyoruz dediler. Hz Yusuf ise Babası Hz Yakub'dan ayrılınca o kadar ağladı ki hapishanedekiler şöyle dediler; " Ey Yusuf ya geceleri ağla gündüz sus ya da gündüzleri ağla gece sus"
      Hz Fatıma annemiz peygamberimizi kaybedince o kadar ağladı ki Medine halkı rahatsız oldu. Dediler ki" Ey Fatma ağlaman bizde derman bırakmıyor ki iş yapalım". Bu firak fazla uzun sürmedi. Kendisi de altı ay sonra vefat etti. Zeynülabidin'in ağlaması ise bir başkaydı. İnsanlar kendisine yemek getirdiğinde de ağlıyordu, su verdiklerinde de... O kırk yıl boyunca Kerbela için anlatmıştı. Nasıl ağlamasındı ki orda peygamberimizin dudaklarının değdiği babası Hz Hüseyin'in boynu vurulmuştu. Nasıl ağlamasındı ki ehli beyt kurbanlık koyunlar gibi doğranmıştı. Geride kalanlar ise köle gibi sokaklarda dolaştırılmıştı.

 Yazar: Ali ÇALIKOĞLU

31 Ocak 2015 Cumartesi

Kertenkele öldürmek sevap mıdır?

Halk arasında kertenkele öldürmenin çok sevap olduğu söylenir. Her ne kadar doğru gibi görünse de bariz bir yorumlama hatası vardır. Hayvanların da yaşama hakkı vardır. Hiçbir sebep yokken bir canlının öldürülmesi İslam'a göre caiz değildir. Öldürmeyi geçelim hayvanlara eziyet etmeyi bile dinimiz hoş karşılamaz. Eziyet edenlere de müsamaha göstermez. Peygamberimizin aşırı çalıştırılan deve ile ilgili hadisi ve yuvası bozulan kuş ile ilgili hadisi hayvanlara karşı tutumumuzu göstermektedir.
Asıl konuya dönecek olursak peygamberimiz (s.a.v) bir hadisinde şöyle buyuruyor" Kim keleri ilk darbede öldürürse ona yüz sevap yazılır. İkinci vuruşta öldürürse daha az kazanır. Üçüncü vuruşta ise bundan da az sevap kazanır. " Öncelikle söylemek gerekiyor ki her kertenkelenin öldürülmesi istenmemektedir. İstenilen kertenkeleye benzeyen veya onun bir türü olan kelerin öldürülmesidir. Keler alaca renkli, zehirli bir canlıdır. İnsana temas etmesi durumunda ona zarar verebilir. Peygamberimiz döneminde de çoğu kimsenin korunaklı bir evi yoktu. Evler genelde haşeratın rahat girip çıkabileceği maddelerden yapılıyordu. Korunaksız olan bu evlere keler türü zehirli hayvanlar da çok rahat girebiliyordu. Peygamberimiz insanların zarar görme ihtimaline karşı evlerin içinde olan veya çevresinde olan zehirli kertenkelenin öldürülmesini istemiştir. Tabiki insan hayatı ile diğer canlıların hayatı kıyasa tabi tutulamaz. İnsan ulvi bir varlıktır. Bu gibi durumlarda insan hayatı tercih edilir.
Peygamberimiz kelerin acı çektirilmeden öldürülmesini istemektedir.Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de budur. İlk vuruşta öldürmek   ayrı bir merhamettir kelere karşı.  

26 Ocak 2015 Pazartesi

Hukukta Vicdani Kanaat



Vicdani kanaat adından da anlaşıldığı üzere delile dayanmadan hakimin hissine binaen hüküm verilmesine denir. Demokratik toplumlarda böyle bir kanun bulunmamaktadır. Çünkü bu kanun insan hak ve özgürlüklerini kısıtlamaktadır. Hiç bir delile dayanmadan birey suçlanabilir. Hatta ceza bile alabilir. Günümüzde bazı ülkelerde makul şüphe adı altında bu kanun yürütülmektedir. Bu kanun tarihte hep zulme ve acıya sebep olmuştur. Rönesans ve reform hareketinden önce Avrupa'da bu kanunla bir çok filozof ve ilim adamının idamı imzalanmıştır. Sırf diğer insanlar gibi düşünmedikleri için hakimler vicdani kanaat kanunundan yararlanarak bir çok insanın ölümüne sebep olmuşlardır.

25 Ocak 2015 Pazar

Peygamberimizin Tavsiye Ettiği Panzehir; Acve Hurması

Acve hurması diğer hurmalara nazaran daha küçüktür, yaklaşık olarak bir zeytin büyüklüğündedir. Bazı acve hurmalarında Allah Teâlânın 99 isminden biri bulunur. Acve hurmaların şahı sayılır. Hem çok lezzetli hem de hakkında hadis bulunan bir hurmadır. Acvenin kelime manası yanıktır. Bu ismi almasının hikmetini İmam-ı Bezzaz şöyle anlatır; Bir gün huzuru saadete bir kimse gelir, elinde yanmış bir hurma dalını gösterip: Ya Muhammed(s.a.v.), bu hurma dalını dik, şayet hurma yeşerirse biz de senin Peygamberliğini tasdik ederiz, dediler. Rasulullah (s.a.v.) yanmış hurma dalını yere dikti. O hurma dalından mucize olarak hurma hasıl oldu, meyve verdi. İşte bu mucize hurma Acve hurmasıdır. Peygamberimiz hadislerinde şöyle buyurur; Acve denen hurma cennettendir ve zehire karşı şifadır. Başka bir hadisinde ise "Kim sabah aç karnına yedi tane acve hurması yerse o gün ona ne sihir ne de zehir tesir eder." der. Evet, hadislerden de anlaşıldığı üzere acve hurması bir panzehirdir. Onu tüketen hastalıklardan, marazlardan kurtulur. Acve bir çok ilaç ve devadan daha tesirlidir.